İletişim teknolojilerinin baş döndürücü bir hızla geliştiği, cebinde akıllı telefonu olan herkesin kendini "yayıncı" veya "reklamcı" ilan ettiği garip bir dönemden geçiyoruz. Eskiden bilgiye ulaşmak, haberi teyit etmek ve bunu kamuoyuna sunmak bir ustalık, bir meslek ahlakı ve ciddi bir emek gerektirirdi. Bugün ise durum maalesef çok farklı bir boyuta evrildi.
Günümüzde sosyal medya, bir haberleşme aracı olmaktan çıkıp, kontrolsüz bir "ego tatmin sahasına" ve denetimsiz bir ticarethaneye dönüşmüş durumda. Önüne gelenin abone ve takipçi sayısı biraz artınca eline kamerayı alıp "ben bu işin uzmanıyım" demesi, sektördeki kalite algısını yerle bir ediyor. İşin en acı tarafı ise; yıllarını bu mesleğe vermiş, vergisini ödeyen, istihdam sağlayan ve kurumsal bir kimlik altında faaliyet gösteren medya kuruluşlarının, hiçbir yasal sorumluluğu olmayan "korsan yayıncılarla" aynı kefeye konulmasıdır.
Bizler, Karapınar Medya gibi kurumsal yapılar olarak, bir haberi yayınlamadan önce defalarca teyit ediyoruz. "Acaba bu bilgi doğru mu?", "Bu görüntü kişisel hakları ihlal ediyor mu?", "Bu haberin toplumsal faydası nedir?" diye süzgeçten geçiriyoruz. Çünkü bizim bir adresimiz, bir vergi levhamız ve her şeyden önemlisi okuyucumuza karşı bir "güven sözümüz" var. Oysa sosyal medyada iki fotoğraf, bir video ile "haber yaptığını" sananlar, hiçbir etik kurala bağlı kalmaksızın, sadece etkileşim ve beğeni uğruna her türlü bilgiyi servis edebiliyorlar. Resmi kurumların bile bazen bu rüzgâra kapılıp, profesyonel basın müşavirliği yerine "kendi reklamımızı kendimiz yapalım" anlayışıyla hareket etmesi, aslında kamuoyunun doğru bilgi alma hakkına vurulmuş bir darbedir.

Üstüne bir de yapay zeka gerçeği eklendi. İşleri kolaylaştırması gereken bu teknoloji, maalesef "merdiven altı" içerik üreticilerinin elinde bir kopyala-yapıştır silahına dönüştü. Emek verilmeden, sahadan kopuk, insan hikayesine dokunmayan, ruhsuz ve mekanik içerikler interneti bir çöplüğe çeviriyor. Ancak unutulmamalıdır ki; yapay zeka bir metni yazabilir ama bir şehrin ruhunu, bir olayın arka planındaki acıyı veya sevinci asla hissedemez.
Sonuç olarak; "Hızlı olan" her zaman "doğru olan" değildir. Sosyal medya platformlarında anlık parlayıp sönen, teyit edilmemiş dedikodular ile gazetecilik mesleğinin ilkeleriyle hazırlanan, arşiv niteliği taşıyan haberler arasındaki makas giderek açılıyor. Bizler, zor olanı seçmeye, yani etik, yasal ve doğru habercilik yapmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki; sanal dünyanın köpüğü söndüğünde, geriye sadece "gerçekler" ve o gerçekleri yazma cesareti gösteren kurumsal hafızalar kalacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: